Gece Olunca
Vakit olunca gece, gecenin de ortaları, duyduğun tek ses kafanın içindekiler olunca insan kendiyle kalır. Kendiyle dediğime bakmayın, içindekiyle kalır. O içindeki nerede olursa olsun, ne kadar uzakta olursa olsun o an ondan daha yakını yoktur insana.
İnsan beynini bir şeylerle doldurmazsa içindeki boşluğu daha çok hisseder. Aynı çektirdiği dişin eksikliği gibi sürekli gayrıihtiyari hep oraya dokunur…
Ve her dokunuşta biraz daha sızlar insan. Unuttum sandığın ne varsa, tam da o boşlukta kendini hatırlatır. Gündüz kalabalıkların içine sakladığın her şey, gece tek tek kapını çalar. Kaçacak yerin yoktur; ne bir ses bastırır içini, ne bir yüz oyalayabilir aklını.
İnsan en çok gece yenilir kendine. Çünkü gündüz susturduğu ne varsa, gece konuşmayı öğrenir. Ve öyle bir konuşur ki, ne cevap verebilirsin ne de susturabilirsin. İçinde biriken her cümle, yarım kalmış her hikâye, söylenmemiş her söz… hepsi bir ağızdan yüklenir üzerine.
O an anlarsın; insan en çok eksildiği yerden hatırlar. Tıpkı çekilen diş gibi… yokluğu, varlığından daha çok yer kaplar içinde. Ne kadar alıştım desen de, dilin hep oraya gider. Kalbin de öyle işte… eksildiği yere alışamaz, sadece susmayı öğrenir.
Ve bazı geceler vardır; sabah olmasını istemezsin. Çünkü bilirsin, gün doğunca yine susacaksın. İçinden geçenleri değil, senden bekleneni konuşacaksın. Gülüşlerin bile ödünç olacak, bakışların başka birine ait gibi. Var gibi görüneceksin ama aslında eksik kaldığın yerden devam edeceksin.
Ama gece öyle değildir… gece senden rol istemez. Ne sakladığını bilir, neyi susturduğunu duyar. Kaçtığın ne varsa önüne koyar, “bak” der, “işte sen busun.” O yüzden ağırdır gece… çünkü insan en çok kendini taşırken yorulur.
Ve bazı geceler, düşünmek değil, hatırlamak yorar insanı. Geçmiş dediğin şey, bitmiş değildir aslında; sadece zamanı gelince tekrar canını yakmak için pusuda bekler. Sen unuttum zannedersin, o ise tam unuttuğunu sandığın anda çıkar karşına. Bir cümlede, bir seste, bir kokuda…
İnsan en çok da buna kırılır işte. Geçmişe değil, geçmediğini fark ettiği şeylere… İçinde hâlâ yer kaplayanlara, hâlâ can acıtanlara… Ve anlar ki bazı şeyler geçmez, sadece üstü örtülür. Gece olunca da o örtü kalkar.
O yüzden herkes sevmez geceyi. Çünkü herkes cesaret edemez kendiyle baş başa kalmaya.
Ama bazıları vardır… kaçacak yeri kalmadığı için değil, artık kaçmak istemediği için gecelere sığınır.
YAZAMAYAN . AHMET KARADAYI
YAZININ ŞARKI TAVSİYESİ SADECE YAZIYA UYGUN OLSUN DİYE
CENGİZ KURTOĞLU : GECE OLUNCA
AMA BU YAZI BU TÜRKÜYLE YAZILDI
NAZLI ÖKSÜZ: MEVLAM BİR ÇOK DERT VERMİŞ




0 Comments