Bu sana yazdığım son yazı olabilir ama sen yine de bunu bir veda gibi okuma. Çünkü bu mektubun içinde sana küskünlük yok, hesap sormak yok, suçlamak hiç yok. Sadece içimde aylardır birikenleri yavaşça yere bırakıyorum. Biliyorsun, hep yüklerimi senin önüne bırakacak kadar güvendiğim bir yer oldun benim için. Ama artık, bırakmam gereken bir şey varsa, o da bu hikâye… Çünkü vazgeçmek, hikayenin sonu, hayatın değil.
İkimiz de çok sevdik. Birbirimizi içten, derinden, eksik ama sahici bir yerden sevdik. Hiçbir zaman “olamayacağımızı” bile bile, her gün yeniden sevmenin ne demek olduğunu öğrendik birlikte. Kavuşamadan sevmek… Ne tuhaf hismiş. Herkesin kaldırabileceği bir yük değilmiş meğer. Aşkın bazen sahip olmamakla da mümkün olduğunu seninle öğrendim. Ama işte, her şeyin bir sonu var. Bizim gibi.
Seninle bir ömrü değil, sadece birkaç anı paylaşabildim. Ama bil ki, o birkaç an öyle derin, öyle gerçekti ki… Ömrümün geri kalanına yetti. Yine de gerçekler bizim kurduğumuz hayalleri ezip geçti. Aşık olduğum adam için, senin için çok çaba gösterdim. Sabrettim, sustum, bekledim. Sesini duymak için geceleri sabahladım, bir gülümsemen için içimi susturdum, acımı yuttum. Ama hiçbir şeyin değişmediğini gördüm. O yüzden artık bu sabah güneşiyle, tüm olanı biteni bitirip yoluma devam edeceğim.
Biliyor musun, ‘Bazen insan ördüğü atkıyı elleriyle sökmeyi bilmeli. Bazen emek sahiden boşa gitmeli’ diye bir söz okumuştum. Belki de ben de artık bilmeliyim bunu. Çünkü ne kadar örersem öreyim, seni ısıtmaya yetmedi o kalbimle ördüğüm atkı…
Ben sana ev olmaya çalışırken, her şeyden vazgeçip sana huzur, sıcaklık, aitlik vermeye uğraşırken sokakta kaldım. Dışarıda. Kapının eşiğinde. İçeri girmeme izin verilmemiş gibi. Oysa ben hiç gitmek istememiştim. Ama şimdi anlıyorum, açılmamakta ısrar eden pencereleri de duvardan saymak gerekirmiş. Senin yüreğini de öyle saymayı öğreniyorum artık.
Seninle ilgili hayallerimde hep çok güzel bir hayat vardı. Birlikte uyanmak, birlikte yaşlanmak… Ama biliyorum artık, sen sevmediğin birinin yatağında, sevdiğin biri aklındayken yaşlanacaksın ve ben bir hatıra gibi dolanacağım zihninde. Bunu düşünmek bile içimi acıtıyor ama buna da razıyım. Çünkü seni hep sevdim. En sevilmemesi gereken yanlarını bile.
Anlamayacaksın, ben de bir daha anlatmayacağım bendeki aşkı nasıl kenara ittiğini. Nasıl sabırla taşıdığımı, nasıl sessizce ağladığımı, nasıl güçlü görünüp içeriden nasıl kırıldığımı… Bu hikâye burada bitiyor ama bak, ben hâlâ yaşıyorum. Hâlâ içimde bir yerlerde sevgin var…
Ne olursa olsun, unutma:
Ben seni gerçekten sevdim.
Senin anlayabileceğinden daha fazla.
Senin taşıyabileceğinden daha derin.
Ama şimdi, seni içimde bir duvara yaslayıp, üzerini sessizlikle örtüyorum.
Çünkü artık anladım…
Bazen gitmek, kalmaktan daha merhametli.
Ve son kez…
Kendine iyi bak.
Kalbinle baş başa kalacağın o uzun gecelerde, kendine dürüst ol.
Umarım mutlu olursun. Gerçekten…
Umarım bir gün seni olduğun gibi seven biriyle değil, senin de onu sevebildiğin biriyle karşılaşırsın.
Ve umarım o zaman, geç kalmazsın.
Tebrikler, beni kaybettin…
Hoşça kal…




0 Comments