Unutamam Seni
Yıllar geçtikçe yaş aldıkça ister istemez fiziksel rahatsızlıklar çıkmaya başlıyor bazen fazlalıklar oluyor bazen eksiklikler. Ne eskisi kadar dinç olabiliyor insan ne de eskisi kadar cesaretli. Yavaş yavaş aynalara bakma sıklığın azalıyor öyle bir zaman geliyor ki aynalardan kaçmaya başlıyorsun gördüğünde bu ben miyim ya da bana ne olmuş diyorsun. Sadece bedenin dinçliği değil beyninin de dinçliği gitmeye başlıyor, yavaşlıyorsun. En iyi yanın olan hafızan bile seni yüzüstü bırakmaya başlıyor. Belki diyorsun en çok korktuğun hastalık gelecek başına. Unutamamak hastalıkken, unutmak hastalığı alacak yerini. Sonra aklına bir an her şeyi unutup da ya onu unutamazsam geliyor. Beynindeki, belleğindeki her şey silinip tamamen her şey ona kalırsa o top koşturmaya başlarsa ne yapacaksın demeye başlıyorsun. Tek bir fotoğraf yetiyor bazen, yaşanılan her günü, saati, anı hatırlamaya. Ona benzeyen, o olan, güzel olan, kendi gibi olan, olması gerektiği gibi olan, bıraktığın gibi olan pardon bıraktığı gibi olan tek bir fotoğraf.
İnsan yeni biriyle tanışınca daha doğrusu yeni yeni tanımaya başlarken her hareketini gözlem altına alır inceler en azından ben öyle yaparım. Nasıl güler? Neye nasıl tepki verir? Mimiklerin nasıldır? Şaka yaparken nasıldır? Üzülürken nasıldır? Kızgınken nasıl? Yavaş yavaş onun her şeyini çözer, ne içer? Ne yer? Sıkıldığını anlarsın? Hangi türkü canını yakar mesela, gözleri dolunca fark edersin hangi şehir daha çok canını yakmış, adı geçince fark edersin. Artık öyle bir zaman gelir ki onun anlattıklarına değil de sadece hareketlerine yüz ifadesine bakarsın, gözlerine odaklanırsın, söyledikleri değil artık söylemediklerinden anlarsın.
Ve öyle bir zaman gelir ki ilmek ilmek aklına işlediğini, kalbine kazdığını unutmak istersin, adeta bir kör bıçakla kazmaya çalışırsın bildiğin hatırladığın her şeyi. Sokakları, yolları, şarkıları, filmleri, boş ver onlar zaten her aşkta var. Her aşkın sonunda, acısı, hatırası kalır. Öyle aşklar yaşayanlar var ki yokluğunda bile varmış gibi hayali sureti karşında onun her şeye her olaya kitapta filmde geçen her cümleye nasıl tepki verdiğini mimikleriyle hep karşında.
‘Hani şair demiş ya yokluğunda bile var olmak büyüklerin işiydi diye.’
Bence o tam olarak öyle değil yokluğunda bile var etmek, büyüklerin işiydi. Büyük sevenlerin işiydi. Büyük âşıkların işiydi. Bu dünyada birçok kişi âşık olduğunu, aşk yaşadığını zanneder ama sadece çok azının hayatında bir gün biri sorduğunda seni en çok kim sevdi dediklerinde çok azının bir cevabı olur. Sen’inde cevabın BENİM.
SENİ EN ÇOK KİM SEVDİ DEDİKLERİNDE, O DİYECEKSİN.
Yazıda bahsi geçen şiir SÜLEYMANİYE'nin KALBİ
Şairi : Rabia Gül Ilgaz
MERAK EDENLER İÇİN SİZİ BENİM YORUMUMLA DİNLEMEYE MAHKUM EDİYORUM. 🙂
https://youtube.com/shorts/jgyasmBZ3Hc?si=xNK-AcyeG861_tKT
YAZININ ŞARKI TAVSİYESİ : UNUTAMAM SENİ (son günlerde EŞREF RÜYA dizisi ile dillere tekrardan dolanan)




0 Comments