Kadınım
Aşkın üç cemresi var diyorlar. Önce göze düşer, beğenirsin. Sonra gönle düşer, âşık olursun. Sonra da ruha düşer, vazgeçilmezin olur.
Ben ilk iki cemreyi anlayamadım. Sen benim ruhuma düştün, kadınım.
Ben sana daha duygularımı yeni yeni tanımlamaya çalışırken, kendimi anlatmaya çalışırken, seni anlamaya çalışırken; fark etmeden ruhumun bütün kapılarını sana açmışım. Bir baktım ki çoktan içeri girmişsin. Bir baktım ki çoktan yerleşmişsin. Bir baktım ki sensiz kalmayı düşünmek bile canımı yakıyor.
Çok klişe laflar vardır ya; “Hep seni düşünüyorum”, “Seni düşünmediğim bir dakika bile yok” derler. Eskiden abartı gelirdi bana. Şimdi anlıyorum ki insan sevdi mi, düşünmemek diye bir şey kalmıyor. Çünkü sen aklımdan çıkmıyorsun ki… Bazen bir şarkıda karşıma çıkıyorsun, bazen bir cümlede, bazen gökyüzüne bakarken. Hiç ummadığım bir anda bile gelip kalbimin tam ortasına oturuyorsun.
Yeri geliyor kırgınlığımı, yeri geliyor kızgınlığımı, ama en çok da aşkımı doruklarda yaşatan kadınsın sen.
Bir insan bu kadar başına buyruk, bu kadar özgürlüğüne düşkün, bu kadar dediğim dedik biri iken nasıl olur da bir esareti sever, anlayamıyorum. Ama senin esaretin başka… Zincir değil, huzur gibi. Tutsaklık değil, yuva gibi. İnsan bazen özgürlüğünü değil, ait olduğu yeri arıyormuş. Ben de seni bulunca bunu öğrendim.
Ruhumu fethedip düşmandan kurtarmış gibi, içimde ne kadar karanlık, ne kadar yorgunluk, ne kadar kırgınlık varsa hepsini temizledin. Sanki yıllardır kapalı kalmış bir pencereyi açtın da içeri güneş doldu.
Sen yokken zaman duruyor. Saatler ilerliyor ama hayat ilerlemiyor. Dakikalar geçiyor ama özlem eksilmiyor. Hatta bazen saniyeler bile taşımak zorunda kaldığım ağır bir yük gibi geliyor bana. Ama sen yanımdayken zamanın ne olduğunu unutuyorum. Daha sana doyamadan gün bitiyor, daha gözlerine doyamadan saatler geçiyor.
İnsan birini gerçekten sevince hayat değişiyor. Sabah başka oluyor, gece başka oluyor. Güneş daha sıcak doğuyor, yıldızlar daha parlak görünüyor. En fırtınalı günlerde bile insanın içinde bahar açabiliyormuş. Ben bunu seninle öğrendim.
Ve senin gözlerin…
Sanki gökyüzü bütün güzelliğini toplayıp gözlerine bırakmış. Güneş de orada, ay da orada, yıldızlar da… Ne zaman gözlerine baksam kayboluyorum. Ama bu kayboluş korkutmuyor beni. Çünkü insan bazen kendini kaybettiği yerde buluyor.
Hayatım boyunca kelimelerle aram hep çok iyi oldu. Yirmi dokuz harften dünyalar kurdum. Cümleler yazdım, şiirler yazdım, duygular anlattım. Ama sana gelince kelimeler yarım kalıyor. Çünkü bazı duygular anlatılmak için değil, yaşanmak için var. Sen de benim yaşadığım en güzel duygusun.
Sana baktıkça bakasım, sarıldıkça sarılasım, öptükçe öpesim, kokladıkça koklayasım geliyor. Doymak kelimesi senin yanında anlamını kaybediyor. Çünkü insan sevdiğine doymazmış. Ne sesine, ne kokusuna, ne varlığına…
Sen benim ruhumun bedenimde hayat bulduğu kadınsın. Kalbimin huzuru, gözlerimin ışığı, dualarımın cevabısın.
Ve bir gün bana “Beni ne kadar seviyorsun?” diye sorarsan, sana uzun cümleler kurmam.
Sadece gözlerine bakarım.
Çünkü seni sevmenin tarifi yok.
Çünkü seni sevmenin ölçüsü yok.
Çünkü sen benim gönlüme değil, ruhuma düşen kadınsın.
Hayatımda yokluğunu hissettiğimde göğsüm daralıyor sıkışıyor nefes alamıyorum ruhun bedenimden çekilmiş gibi ruhumu da alıp gitmişsin gibi hissediyorum ruhumun sahibi kadın seni çok seviyorum.
YAZAMAYAN : AHMET KARADAYI
YAZININ ŞARKI TAVSİYESİ: İBRAHİM ERKAL : TUTKU




0 Comments