Evimsin Bahar Gözlüm

Sen gözlerini açınca yeryüzü uyanıyor, güneş o an doğuyor. Senin uyanışını izlemek, güneşin doğuşunu izlemek gibi… Hatta ondan çok daha güzel bir şey. Çünkü güneş herkese doğuyor ama senin gözlerini açtığın o ilk an, sanki yalnızca benim dünyam aydınlanıyor.

Güneş uzaklarda bir yerlerde doğuyor, sen gözümün önünde… Onun ışığı yeryüzünü aydınlatıyor, senin gözlerin benim içimi. Şimdi söyle bana, insan hangisine baksın? Gökyüzünde doğan güneşe mi, yoksa gözlerinde kendini kaybettiği kadına mı?

Senin gözlerin var ya… Maviyle yeşilin birbirine karıştığı, baharın gökyüzüne dokunduğu, denizin çimenlere sarıldığı o eşsiz yerde başlıyor benim dünyam. Sanki bir kelebeğin kanatlarına bütün renkler özenle işlenmiş de en güzelini gelip senin gözlerine bırakmışlar. Her baktığımda başka bir güzelliğe rastlıyorum. Bazen masmavi bir denize dalıyorum gözlerinde, bazen yemyeşil bir baharın ortasında buluyorum kendimi. Bazen de öylece bakakalıyorum sana; çünkü insan bazı güzellikleri anlatmaya kalkınca kelimeler yetmiyor, susunca da kalbi susmuyor.

Senin gözlerin benim için yalnızca bir renk değil, baharın kendisi. Kışın ortasında içime düşen ilk cemre, kurumuş dallarımda açan ilk çiçek, uzun zamandır yolunu gözlediğim mevsimin gelişisin. Ben baharı takvimde ararken, meğer bütün mevsimler senin gözlerinde saklıymış. Şimdi anlıyorum ki insanın içini ısıtan şey her zaman güneş değilmiş. Bazen bir çift göze bakmak, yıllardır üşüyen bir kalbi bile bahara çıkarabiliyormuş.

Senin olmadığın sabahlarda güneş doğmuyor değil elbette, ama doğsa bile benim umurumda olmuyor. Çünkü sen yoksan ışığın ne anlamı var? Gökyüzü masmavi olsa ne çıkar, içimde senin rengin yoksa? Kuşlar şarkı söylese, çiçekler açsa, dünya bütün güzelliklerini önüme serse ne değişir? Benim günüm, senin sesinle başlamıyorsa; gözlerine bakıp içimdeki bütün yorgunlukları unutamıyorsam, o sabahın diğer sabahlardan ne farkı var?

Benim için gün, takvimde yaprak değişince değil, sen gözlerini açınca başlıyor.

Sana sarılmadığım gün, günden sayılmıyor. Ömrümden boşuna bir gün eksiliyor. Çünkü ben zamanı artık saatlerle, dakikalarla ölçmüyorum. Kaç kez elini tuttuğumla, kaç kez gözlerine baktığımla, kaç sabaha senin kokunla uyandığımla ölçüyorum. Seninle geçen bir saat ömrüme sığmayan güzellikler bırakırken, sensiz geçen koca bir gün neden bu kadar uzun geliyor, biliyor musun? Çünkü zaman seninle anlam kazanıyor, sen olmayınca yalnızca geçip gidiyor.

Kırgınlığı anlatacak yüzlerce cümle, binlerce kelime var. İnsan isterse bir kalbin nasıl kırıldığını sayfalarca anlatabilir. Ama seni anlatmaya, sana olan aşkımı kelimelere dökmeye gelince cümlelerim ya sınırlı kalıyor ya da bana eksik geliyor. Ne yazsam içimdekinin bir parçası dışarıda kalıyor. Ne söylesem sanki asıl söylemek istediğim şeyi anlatamıyorum. Çünkü bazı duygular vardır, insanın kalbinde kocaman bir dünya kurar ama o dünyayı anlatacak bir dil bulamaz. Benim sana olan aşkım da biraz böyle işte. Anlatmaya çalıştıkça büyüyor, büyüdükçe kelimelere sığmıyor.

İlk yazımda demiştim ya hani, sen deniz suyu gibisin, içtikçe susuyor insan, diye… Seni sevmek de öyle. Sevdikçe sevesi geliyor insanın, doymuyor. Bir kez sarılınca bırakmak istemiyor, bıraktığında yeniden sarılacağı anı bekliyor. İnsan seni kollarının arasına alınca yalnızca sana sarılmak istemiyor; sanki dünyadaki bütün güzellikleri, huzuru, mutluluğu ve aradığı ne varsa hepsini bir arada tutmak istiyor.

Bazen seni öyle çok içime çekmek, öyle sıkı sarılmak istiyorum ki sanki seni kalbimin bir köşesine saklasam, orada kimsenin ulaşamayacağı bir yerde tutsam, hayatın bütün kötülüklerinden koruyabilsem… Ne uzaklık girebilse aramıza ne zaman senden bir şey eksiltebilse. Ne de dünya, senin yüzündeki o güzel gülümsemeyi soldurabilse. Biliyorum, insan sevdiğini bir yere saklayamaz. Ama bazı sevdalar vardır ki insan sevdiğini gözünün önünden ayırmak istemez; çünkü gözlerini kapattığında bile gördüğü, uyandığında ilk aradığı, bütün gün boyunca içinde taşıdığı odur.

Ben seni yalnızca güzel olduğun için sevmiyorum. Ben seninle sabahın başka, akşamın başka güzel oluşunu seviyorum. Sesini duyduğumda içimde kopan fırtınaların dinmesini, gözlerine baktığımda dünyanın bütün telaşını unutmayı seviyorum. Sen yanımdayken hiçbir yere yetişmek zorunda hissetmemeyi, zaman biraz yavaşlasın da sana biraz daha bakabileyim diye içimden geçirmeyi seviyorum.

Ve en çok da seninle sıradan bir günü bile unutulmaz bir hatıraya dönüştürebilmeyi seviyorum. Çünkü seninle yaşanan en basit an bile sensiz kurulan en güzel hayalden daha kıymetli geliyor bana. Seninle içilen bir kahve, seninle edilen bir sohbet, sabah uykulu gözlerle bana bakışın… Başkasının önemsemeden geçip gideceği ne çok şey var, benim ömrüm boyunca hatırlamak isteyeceğim.

Belki de aşk tam olarak budur. Bir insanın hayatına girmesiyle dünyanın değişmesi değil, aynı dünyanın onunla bambaşka bir güzelliğe dönüşmesi. Aynı güneşin daha parlak, aynı sabahın daha anlamlı, aynı baharın daha renkli olması… Ve insanın, bütün bunların ortasında, dönüp dolaşıp yine aynı gözlerde huzur bulması.

Ben artık baharı beklemiyorum, bahar gözlüm. Çünkü sen varsın.

Ben artık güneşin doğuşuna eskisi gibi bakmıyorum. Çünkü her sabah senin gözlerinde yeniden doğan bir güneşim var. Denizlere bakınca maviyi, yeşilliklere bakınca baharı görüyorum ama ikisinin de en güzel hâlini senin gözlerinde buluyorum.

Ve bir gün, bütün sabahlarımız birbirine karıştığında, saçlarına yıllar düşüp yüzümüzde zamanın izleri belirdiğinde bile, ben yine ilk günkü gibi bakmak istiyorum sana. Sen gözlerini açacaksın, ben seni izleyeceğim. Belki güneş yine aynı yerden doğacak ama benim içimde yine aynı mucize gerçekleşecek.

Çünkü ben seni bir kere sevip bitirecek gibi sevmedim. Ben seni her sabah yeniden sevecek, her bakışında biraz daha âşık olacak, her sarılışında sana yeniden kavuşmuş gibi mutlu olacak bir kalple sevdim.

Sen gözlerini açınca yeryüzü uyanıyor. Benim kalbim de seninle…

Ve ne güzel şey şu hayatta, insanın her sabah yeniden âşık olabileceği birinin olması. Ne güzel şey, dünyanın bütün renkleri bir çift gözde toplansın da insan o gözlere her baktığında kendini evinde hissetsin.

Benim evim bazen bir deniz mavisi, bazen bir bahar yeşili…

Ama en çok da senin gözlerin.

Gün seninle güzel, sabah seninle anlamlı, hayat seninle yaşanmaya değer.

Çünkü ben baharı değil, seni bekliyormuşum.

Ve meğer benim en güzel mevsimim, gözlerini açıp bana baktığın o ilk anmış.

Onun adı sensin, bahar gözlüm.

 

Yazamayan : Ahmet KARADAYI

 

YAZININ ŞARKI TAVSİYESİ

HİRAİ ZERDÜŞ : EVİMSİN

 


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınla ​​paylaş!

Tepkinizi emoji ile gösterin

Çok Güldüm Çok Güldüm
0
Çok Güldüm
Kızdım Kızdım
0
Kızdım
Sevdim Sevdim
0
Sevdim
Eğlenceli Eğlenceli
0
Eğlenceli
Kusacam Kusacam
0
Kusacam
Şaşırdım Şaşırdım
0
Şaşırdım
Beğendim Beğendim
0
Beğendim
Üzüldüm Üzüldüm
0
Üzüldüm
Ahmet KARADAYI

Platin

0 Comments

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Choose A Format
Kişilik testi
Kişilik hakkında bir şeyler ortaya çıkarmayı amaçlayan sorular sorabilirsiniz
İçerik Ekle
Görseller ile Biçimlendirilmiş Metin Hazırlayabilirsiniz
Bilgi yarışması
Bilgi amaçlı doğru ve yanlış cevapları olan sorular hazırlayabilirsiniz
Anket
Karar vermek veya görüş belirlemek için oylama yapabilrsiniz
Liste
Klasik İnternet Listesi
Geri sayım
Klasik İnternet Geri Sayımları
Video
Youtube, Vimeo veya Vine Oluştur
Görsel
Fotoğraf veya GIF
Gif
GIF formatı